Tılsımla Çıkılan Yolculuk: Kendine Doğum Günü Hediyesi
Songül, yeni yaşını Chiang Mai'de, tek başına çıktığı bir yolculukta karşılamayı seçti. Yanında yolculuğa çıkmadan önce seçtiği üç tılsım vardı: güç, bereket ve bilgelik. Onunla yalnız yolculuğu, yeni yaşını ve bir objenin neden yalnızca bir obje olmadığını konuştuk.
Bu yolculuğa çıkma kararını nasıl verdin?
Uzun zamandır içimde gerçekten durmaya dair bir ihtiyaç vardı. Doğum günüm yaklaşırken kendime "Ben gerçekten ne yapmak istiyorum?" diye sordum. Büyük bir kutlama değil; sessizlik, yeni bir yer ve kendimle geçireceğim zaman istediğimi fark ettim. Kendime tek bir kural koydum: büyük bir beklentin olmasın, sadece git, izle ve ne geliyorsa kabul et.
Yalnız seyahat etmek sende neyi değiştirdi?
Yalnızken kendi ritmini çok daha net duyuyorsun. Gün doğumlarını izledim, tapınaklara girdim, bazen sadece sessizce oturdum. Bir noktadan sonra "şimdi ne yapmalıyım?" diye düşünmeyi bıraktığımı fark ettim — her şeyi kontrol etmek yerine izlemeye ve takip etmeye başladım. Sanırım yalnız seyahatin bana verdiği en büyük özgürlük buydu.
Yol üzerinde beklenmedik karşılaşmaların oldu mu?
Belki de yolculuğun en sevdiğim kısmı buydu. Bir tapınağa girdim, orada "monk chat" olduğunu öğrendim; bir antikacı beni koruması için küçük bir hediye verdi; bir kafede tanıştığım biri bana mandalina ikram etti. Zamanla bazı monklar adımı öğrendi, beni gördüklerinde "Songül" diye sesleniyorlardı. Yolculukları güzelleştiren şeyin yalnızca gördüğümüz yerler değil, yol üzerinde karşılaştığımız insanlar olduğunu fark ettim.
Doğum gününden aklında kalan bir an var mı?
Hiç haberim olmadan bir Dharma konuşmasına ve yiyecek sunma törenine denk geldim; o ay doğanlar için bir doğum günü seremonisi varmış. Monk tarafından kutsandım, bana bir tişört hediye edildi. Hiçbir şey planlamamıştım, tam tersine sessizlik için gelmiştim — ama kendimi hiç tanımadığım insanlar arasında, doğum günüm kutlanırken buldum. O gün "ne güzel bir doğum günü geçirdim"den çok, hayat tarafından karşılanmış gibi hissettim.
Doğum gününde kendine ne hediye ettin?
Aslında bu yolculuğun kendisini. Ama yolculuğa çıkmadan önce kendime üç tılsım seçmiştim: güç, bereket, bilgelik. Chiang Mai'de yaşadıkça bu kelimelerin anlamı benim için değişti. Gücün her zaman sert olmak olmadığını, bazen yumuşayabilmenin de güç olduğunu gördüm. Bereketin yalnızca sahip olduklarımız olmadığını fark ettim — bir yabancının verdiği iki mandalina da bereketti. Bilgelik ise her şeyin cevabını bilmek değil, bilmek zorunda olmadığını kabul etmekmiş.
Taşıdığın Luna Merdin tılsımları sana ne hissettirdi?
Bir tılsımın değerinin yalnızca kendisinden gelmediğini fark ettim. Onu hangi anda taktığın, ona hangi niyeti yüklediğin, seninle birlikte hangi hikâyelerin içinden geçtiği, parçanın kendisinden bile daha önemli oluyor. Eve döndüğümde artık üzerimde yalnızca güç, bereket ve bilgeliği temsil eden üç sembol taşımıyordum — bu kelimelerin benim için ne anlama geldiğine dair kendi hikâyemi taşıyordum. Biz tılsımı seçiyoruz, hayat onun hikâyesini yazıyor.
Bu yolculukta "burada olmam gerekiyormuş" dedirten bir an oldu mu?
Evet, hâlâ düşününce garip geliyor. İki yıl önce bir arkadaşım bana tanıdığı bir monk'un telefon numarasını vermişti; o zaman gitmemiştim ve unutmuştum. Chiang Mai'de üç tapınaktan birini seçtim, orada tesadüfen bir monk chat'e katıldım. Sohbetin sonunda iletişimde kalmak için monk'tan numarasını istediğimde, telefonuma yazmaya başlar başlamaz zaten kayıtlı olduğunu gördüm — iki yıl önce aldığım numara, karşımdaki monk'un numarasıymış. Tesadüf de diyebiliriz, ama benim için çok güçlü bir "meant to be" anıydı. Sen unutuyorsun, hayat unutmuyor.
Bu deneyimden sonra kendine söylemek istediğin bir şey var mı?
Her şeyi kontrol etmek, her deneyimden bir sonuç çıkarmak zorunda değilsin — bazen sadece açık olmak gerekiyor. Yeni yaşıma girerken huzur ve hafiflik dilemiştim; şimdi buna bir şey daha eklerdim: yumuşak kal. Çünkü yeni bir başlangıç bazen büyük bir karar gibi gelmiyor — bir gün doğumu, iki mandalina ya da hiç planlamadığın bir doğum günü seremonisi kadar küçük geliyor. Ama dönüp baktığında biliyorsun: bir şey değişmiş.